21.1.18

Güvercin Bekçileri, Ev Hali, Filmler....

Ve on beş tatil bizim evde de başladı. Ma aile evdeyiz. Biraz dinlenme biraz gezme planlarımız var, ne kadarı olur bilemem. Hava şartları da önemli.
Cuma günü Gelişim Raporunu aldığımızda karı koca pek bi mutluyduk. İLk kez kızımız karne alıyordu. Tabi Umay henüz bunların hiçbirinin farkında değil. 15 gün okula gitmeyeceğini söylediğimde bile yüzüme eblek eblek baktı, " yani" demek ister gibiydi😁

Dün akşam "Çavdar Tarlasında Asi Rebel İn The Rye"filmini izledik.
Özetine gelirsek;
Film, dünya edebiyatının baş yapıtlarından olan 'Çavdar Tarlasındaki Çocuklar" romanının yazarı J.D. Salinger'in hayatını konu ediyor. Yazarın hem kariyeri, hem gençlik yılları hem de kendisine ağır bir travma yaşatan İkinci Dünya Savaşı sırasında cephede verdiği mücadele anlatılıyor.


 J.D.Salinger'in yaşama bakışını filme ismini veren Çavdar Tarlasında Çocuklar'dan da anladığımız kadarı ile çok fazla realist bir yazar. Ve kişilik olarak da gelgitleri olan biriymiş.
Kalemi kuvvetli olduğu kesin ve kendi de farkında aslında bunun.
Biyografik filmler seviyorsanız bu filmi de seversiniz.

Bugün film kanallarında gezerken Bebek Bakımı filmine denk geldim. Televizyon filmlerinden, otururken sizi yormayan bir filmdi. Ara film olarak iyi geldi. Ara ara kızçemle oyun oynarken de izledim ve kaçırdığım bir yer olursa takılmadığım filmdi.
Çünkü filmi izlerken hiç bir detayını kaçırmak istemem. Örneğin illa ki en başından izlemeliyim eğer atladığım bir yer olursa başa aldırırım......
Napayım huy anacım. :)
Sanki o kaçırdığım detayda önemli bir şey vardı ve ben okuyamadım gibi bir his geliyor....

 "Yaklaşık iki bin yıl önce, dokuz yüz Musevi aylarca Romalı askerlere Masada'da karşı koydu. Eski tarihçi Josephus'a göre bu katliamdan iki kadın ve beş çocuk kurtuldu. Bu trajik ve etkileyici olaydan yola çıkan Hoffman'ın romanı; her biri Masada'ya farklı yollardan geçerek gelmiş dört olağanüstü cesur, becerikli, duygusal kadının muhteşem hikâyesini anlatır."   
Arka kapak yazısı böyle der. Bu kitabı Lale Abla önermişti. İnternette aldığım sitede de "stokta bir tane" yazısını görünce hemen aldım.
Artık basımı yapılmıyor sanırım. Aslında kitap tam bir tarihi roman.
Alice Hoffman'nın bire bir Masada'ya gidip orada ki Yahudi kökenli vatandaşlarla konuşup, hem anlatılanlardan hem de oranın ruhani etkisinden etkilendiğini, duydukları karşısında aklına bu romanı yazmak geldiğini belirten arka kapak yazısı mevcut kitapta.
Kudüs'ten sürülen Yahudi kökenli vatandaşların sürülmesi, yaşadıkları, çölde verilen yaşam mücadelesi biraz fantastik biraz kurgu ile birleştirilip roman halini almış. 
Yaşananlar içler acısı bence.......

Tek beni sıkan şey bazı detaylar o kadar uzatılmış ki birkaç sayfayı bulmuş ve tekrarlarda aynı şekilde... Bu da okurken ara ara daralmama sebep oldu. Onun dışında konusu itibari ile önemli detaylardı.
Bu kitapta bitti ve kaldırıldı.....

İyi pazarlar...
 



18.1.18

Ev Hali, Uygulamalar ve Aile Arasında Filmi...

Bu sabah hava ne güzel değil mi? Çok severim böyle havaları; puslu,soğuk ve kapalı. Bir yanım depresif benim ondan sanırım.👧
Elbet çalışırken zor bir hava şartları bu havalar. Sabah soğukta sıcacık evden çıkıp işe gitmek. Biliyor musunuz bunu da özledim çok. Çalışmak çok güzel bir şey ve darısı bana diyip günün olumlamasını da yapayım.🙏
 Dün kız babaannesindeydi. Bir tane de sinema biletimiz vardı. Merter'e dedim kalk sinemaya gidelim, Aile Arasında filmi sinemadan kalkmadan izleyelim dedik ve iyi ki de sinema da izlemişiz.( amma çok sinema kelimesi kullanmışım)

 Çok güldük ve keyifle izledik. Bir de gece matinelerini çok seviyorum. İmkan olsa hep gece son matineye gitmek isterdim.
Dün de böyle bitti.
Bu günde yazımı yazdıktan sonra dağ gibi olan ütüyü bitirme zamanı 😳😵
Sonra da vakit oldukça yeni başladığım Güvercin Bekçileri kitabımı okuyacağım. Aslında bu kitaba AbumRabum kitabından sonra başlamam iyi oldu çünkü konular birbirine paralel ve şuan okuduklarım yabancı gelmiyor.




Ne zamandır aklımdaydı aslında size gazete de gördüğüm ve kullanmaya başladığım bir uygulamadan bahsetmek.


Ben şimdilik Müze uygulamasını daha aktif kullandım ve çok da iyiydi. Size en yakın Müze ve Milli Parkları gösteriyor uygulamalar. Ve Türkiye genelinde ki müzeleri ve parkları da bildiriyor.
Akıllı telefonuma indirdim ve ordan bakıyorum....

Eğer gezileri seviyorsanız işinize yarayacak bir program. Google'dan aratmaktansa tek uygulama ile bakmak daha pratik oldu. Hatta yakınımda olan ama bilmediğim yerleri bile gördüm bu site ile.

Bugünde böyle işte, diğer blog yazılarını okudum, yazımı yazdım, müzik olarak da; loreena mckennitt açtım hem kulağıma hem ruhuma hitap ezgiler eşliğinde ütüye kaçar ben. ::))

Selamlar hepinize.

17.1.18

Hayata Dair.... Buket Aşçı..



Geçtiğimiz hafta Twitter'da gördüm erken gelen vefat haberini Sevgili Buket Aşçı Gürel'in...
Hiç yüz yüze tanışmadım, yazılarından ve sıkı sıkaya takip ettiğim Vatan Kitap Eki'nde ki yazılarından biliyorum. Seviyeli ve iyi anlatımı, tavsiyeleri... çok iyiydi.
Ama en çok organ bağışı ile ilgili sıkıntılarını hatırlıyorum,  verdiği mücadeleyi... O zamandan beri yakınlarıma, en çok da eşime söylediğim bir şey var ki... eğer sizden önce ölürsem ve organlarım sağlamsa" bağışlayın lütfen" başka bir Can'a umut, yaşam olsun...
Ölümün yaşı olmuyormuş, her haneye düşen vefat haberi hep erken oluyormuş....
Ruhu şad olsun, ışıklar için de uyusun Sevgili Buket Hn.

Bu sayısını okurken gazete eki-inin garip oldum, yazı alanı boştu, onun yerine tanıdıkları, dostları kısa kısa yazmışlardı. 
Hep imrenmişimdir kendisine daha doğrusu işinin sevdiği bir iş olması ve kitaplar oluşu.... gerçekten de kitapsız bir gün düşünemiyorum ve okumdan duramıyorum...
O yüzden de belki bu kadını çok seviyordum ve ilgi ile takip ediyordum.
Hayat böyle işte değil mi.... Ne kadar sağlam dostluklarınız varsa ananlarınız da o kadar çok ve iyi oluyor...
Hayat kısa kuşlar uçuyor azizim... kıymetini bilenlerden olmak gerek.
Tüm dostlarıma ve arkadaşlarıma selam olsun.

16.1.18

Ev Hali, AbumRabum İskender Pala Kitabı.

Bir haftayı da geri de bıraktık. Havaların bir açık bir kapalı olması ruh halimi de etkiliyor. Ara ara depresif olabiliyorum.
Hafta sonu Açık Öğretim sınavları vardı. bakalım bu sınavdan geçebilicem mi? Vallahi bir daha İşletme mişletme seçmem. Ben sözelciyim kardeşim desem de iş alanlarının aradığı şartlardan dolayı bu bölümü bitirmeye çalışıyorum. Uzuuun  bir ara vermiştim ve bu sene tekrar kaydımı yeniletme gafletinde bulundum. Hem iyi oldu hem sıkıcı benim için.😳😵
Bu hafta Toprak Cem bizde kaldı ve bizim kız da bir mutluydu anlatamam.Tabi bizdeeeee, halasının bir tanecik kuzusu bu yakışıklı.
Dün yattığımızda yatak öncesi biraz sohbet oluyor tabi. Daha çok iki kuzen arasında kikirdeşmeler, birbirlerine sataşmalar sonrası bana seslenmeler 😁
 Sonrasında Toprak Cem dedi ki;
Hala biliyor musun? Ben evimi çok özlüyorum ve eve giderken daha apartman kapısındayken de sizi özlüyorum....
Ah çocuk bilsen aynı duygular bizde de...
Bende ona " iyi ki varsın halacım ve bizde seni hep özlüyoruz, arada böyle kalmalar nasıl iyi geliyor...." dedim, öpüştük, koklaştık uyudular.

Şu İnstagram'da ki eklentilerle kendimizi şekilden şekle sokmakta arada iyi oluyor... :)

 Bu arada aslında bir kaç günde bitecek olan ama benden ötürü bitemeyen kitabım olan Bir Hz.İbrahim Romanı/ AbumRabum-İskender Pala kitabını dün bitirdim.

Bu sefer diğer kitaplarından biraz farklıydı bu kitabı, polisiye tarzında yazmış. Hatta biraz Dan Brown tarzı bile diyebiliriz. Ama rahatsız etmiyor sizi, hatta daha bir akıcılık sağlamış.
Tabi konusu günümüzde üç büyük dinin aradığı ve bulduğunda da OrtaDoğu'ya hakim olmak istemeleri yatıyor. Hz. İbrahim'in hazinesi...
Olayların geçtiği yerleri ve önemini öyle iyi anlatmış ki... inanın şimdi anlıyorum neden Mezopotamya önemli ve savaşlar neden, nasıl işliyor. Elbet roman bu kitap ama biraz da bilginiz varsa daha iyi oturuyor hafızanız da örgüler.
Arka kapak yazısı tnaıtımında şöyle yazıyor;

Karısı Saray, Avram’a çocuk verememişti. Saray’ın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. Saray Avram’a, (…) “Lütfen cariyemle yat, belki bu yolla bir çocuk sahibi olabilirim” dedi. Avram Saray’ın sözünü dinledi. (…) Rabb’ın meleği (hamile kalan Hacer’e) (…) “Bir oğlun olacak,
adını İsmail koyacaksın. (…) Herkes ona karşı çıkacak, kardeşleri onunla hep çekişme içinde yaşayacak” dedi (Tevrat, Tekvin, Bâb 16).
İbrahim’in biri köle, biri de özgür kadından iki oğlu vardır. (…)
Bu kadınlar iki antlaşmayı simgelemektedir. Biri Sina Dağı’ndandır, köle olacak çocuklar doğurur; bu Hacer’dir. Oysa göksel Yeruşelim özgürdür, annemiz odur.(…) İşte böyle kardeşler, bizler cariyenin değil, özgür kadının (Sara’nın) çocuklarıyız (İncil, Galatyalılar 4/21-31).

Dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapan Ortadoğu… İnsanlığın beşiği ve Hz. İbrahim’in ayak izlerini taşıyan yurtlar… Ve Müslümanlar üzerinden süregiden savaşlar… Bir bakıma
Hz. İbrahim’in mirası peşindeki evlatlarının amansız mücadelesi…
Ortadoğu’da yalnızca fikirler, inanışlar, canlar değil, tarih de bir katliamın pençesinde. Artık hakikati görenler, Irak ve Suriye’de birinin kanı toprağa akarken uzaklarda kanı bitlenen birilerini, burada bir kurşun namludan fırladığında meçhul ülkelerde kabaran cüzdanları, burada annelerin ağıtları gözyaşlarına karışırken bir yerlere gizlice kaçırılan tarihi mirası fark edebiliyorlar. Oynanan oyuna insanlığın geçmişiyle hesaplaşması deniyor ama hakikatte geleceğini belirleme potansiyeline sahip.
Elinizdeki kitabı yalnızca Roma, Kudüs ve İstanbul ekseninde
bir casusluk romanı olarak değil, aynı zamanda
Mezopotamya’nın sosyal, siyasi ve sanatsal tarihi gibi de okuyacaksınız. İskender Pala’nın her zamanki yetkin
kaleminden nefes nefese bir polisiye...

(Tanıtım Bülteninden)

Seveni de var sevmeyeni de.... Kitaplarını severek okuyanlardanım, bu kitabını da severek ve ilgi ile okudum. 

12.1.18

Acı Çikolata, Young Sheldon ve The Crown...

Bu kitabı o kadar çok duymuştum ki... Nedense okumam anca bu haftaya kaldı. Hatta Kobo'da indirimde görünce alayım E-Kitap olarak okuyayım dedim.
Ne iyi ettim okuyarak anlatamam. Benim gibi hala okumadıysanız efenim, daha fazla geç kalmadan okuyun.
O kadar iyi bir kitaptı.
Yazarın daha önce"Lüpita Ütü Yapmayı Seviyordu" kitabını okumuş ve anlatımını sevmiştim.
Acı Çikolata'da Büyülü Gerçeklik tarzını kullanmış.  Romanda gerçek ve fantastik öğelerin bir arada kullanılıp, doğal bir şekilde bir araya getirilerek, okuyucuyu bu büyülü unsurlara şaşırtmadan, aktarılmasıdır. Örneğin; metinde iki kişi sohbet ederken bir bakmışsınız esen kuvvetli bir rüzgar kişilerden birini havalandırıp uçurur götürür. Bu sahne normal bir olaymış gibi metin buradan devam eder. Ve yazar bunu o kadar iyi yazmış ki.

Ah Tita dedim okurken seni hiç unutmayacağım. Annesi ile ilişkisi verdiği mücadele, gelenekler, savaş.. onca sıkıntı içinde yine de boğaz derdi... bide üstüne annesinin lezzetli yemek yeme düşkünlüğü..... Kitabın içinde yok yok....
"Çok beğenseler de, yemek için can atsalar da genellikle insanlar çok açgözlü görünmemek ve son lokmayı diğerlerine bırakmış olmak düşüncesiyle tabaktaki son biberi almaya cesaret edemezlerdi. Böylece, içinde narın serinliği, acitrôn'un tadını, biberin acısını, cevizin yararlarını, akla gelmeyecek pek çok lezzeti barındıran bu harika biber el sürülmeden servis tabağında kalırdı. Aşkın tüm sırlarını içinde saklayan bu güzelim ceviz soslu biber dolmasına, görgü kurallarına uymak adına, kimse elini uzatmazdı."

 Dün çayımı içerken sinema kanallarında geziniyordum ki "Şeker Portakalı" filmi başlamıştı. İZlemek istiyordum. Yeni de başlamıştı. İzledim. Sanıyorum izlemek daha çok canımı acıttı Zeze'yi... o dayak sahneleri ve gözlerinde ki hüzünlü bakış çok etkiledi...


Bu aralar dizilere sardık karı-koca. Young Sheldon'ı izlemek Bing Bang dizisi kadar keyifli. Hele o ananeye bayılıyorum. Başarılı yapımlar.


 Kraliçe Elizabet'in hayatının anlatıldığı diziyi de çok beğendim/k. Tabi bize ne kadarını aktarıyorlar önemli. Böylemiydi gerçekten de dediğim oluyor izlerken.
Bir de iyi ki alemiz çok soylu bir aileden gelmiyormuş ddiyorum izlerken. Ne zor yaşamları var. Her şey, her hareketleri kontrol altında, izin almak zorundalar ve her şey resmi.... Ayyyy yokkkk valla anacım hiç bana göre değil....
Dizi olarak izlemesi yeterli.....


11.1.18

Tütüncü Çırağı / Robert Seethaler


Bu kitap Ocak ayı kitap kulübümüzün kitabı. 
Daha önce de Yaşamak kitabını okumuştum aynı yayınevinin. Bence Jaguar Kitap Yayınevi sahibi de iyi bir okur. İnternette biraz bakındığımda yayınevinin çevirdiği kitaplar bayağı iyi.
Bir ara diğer kitaplara da bakacağım.


Kitaba dönecek olursak; hem bir dönem hem günümüz kitabı gibi. Yalın, sade bir anlatımla o kadar çok duyguyu anlatmış ki yazar.
Ana kahramanımız Franz'ın çalışmak için annesinin tanıdığı olan Tütüncü adamın yanında başlayan çıraklığı, savaş dönemi ve Hitler'in insanlar üzerinde bıraktığı tahrip, yokluk sizi daraltman anlatılmış.
Birde Dr. Freud ile arkadaşlığı ve duygu anımları var ki, okurken sayfalar bir bakmışsınız bitmiş gitmiş.
Yazar kitabın konusunda olan derdini öyle iyi aktarmış ki...
Aslında bir dönem kitabı Tütüncü Çırağı.
İçinde aşk, acı, anne-oğul arasında ki mektuplaşma var ki... o mektup diyolagları içinize işliyor.

Daha fazla kitabı aktarmayayım ve kitaba bir bakın derim.

10.1.18

Füreya Koral Sergisi...

 Bundan belki de on veya on beş yıl önce Ayşe Kulin'in kaleminden Füreya'nın hayatını okumuştum.
Çok etkilenmiştim. Köklü bir ailenin kızı , hayatlarında ihtişam, keyif de olmuş; acılar da vuku bulmuştu.
Ve yapmış olduğu evlilik, ayrılmak istemesi, hastalığı ve verdiği mücadele; belirli bir yaşdan sonra da, o dönemi düşünürsek teyzesinin desteği ile seramik sanatına başlaması.... vermiş olduğu öenmli eserler, sergiler.... hayatına o kadar çok şey sığdırmış ki bu kadın.... hayran olmamak elde değil.
Akaretler de Seramik Sanatçısı Füreya Koral'ın en kapsamlı retrospektif sergisini Kale Grubu 18 Ocak tarihine kadar açmışlar.
Tabi eserlerinde çok etkilendiği kuşlar, kuş evleri ve kapılar ön planda. Daha sonra da seramik tabak içine çizdiği balık figürleri, duvar seramikleri ve sehpalar ön palana çıkmış.
Daha sonra da Anadolu ve Mezopatamya'dan, Kızılderililer'den etkilenerek motiflerine bu desenleri de eklemiş.

Daha vakit var, uygun olursanız sergiyi gezin...



















Deniz Müzesi- Milli Saraylar Koleksiyon Müzesi...

Yeni yılın ardından ne çabuk geçmiş on gün.
Yazmayı çok istesem de bir türlü oturup da yazamadım.......
Geçen hafta bir müze ve sergi gezdim. Az kitap okudum. Yeni yıla biraz tembel girdim okuma açısından. :)

Güzel havalar da Beşiktaş sefası bile yaptım arkadaşımla, vapur havası nasıl iyi geliyor ruhuma...
Bir ara tek başıma gezmek istiyorum karşıyı...
Bu yıl kararlıyım; daha önce gittiğim bir çok müzeye tekrar gideceğim daha donanımlı olarak. Çoğunu gezdim ama şimdi ki aklımla, hislerimle ve bildiklerimle başka olacak.

Öncelikle Dıştan bakıldığında ufak gibi görünen ama içi muhteşem olan, hemen vapur iskelesinde indiğinizde sizi karşılayan Saray Koleksiyonları Müzesi'ni gezdim. Yaklaşık 1-1,5 saatlik bir zamanı alıyor. İçeri de fotoğraf çekmek yasak olduğundan netten aldığım fotoğrafları paylaşıyorum sizinle. 
Sergi için de DolmaBahçe Sarayı'ında depo da bulunan, zamanında padişahların kullandığı eşyaların, mutfak, ev eşyası, çiniler, sofra takımları, kılık kıyafet, çanaklar vb...eşyaların, tarihin sergilendiği bir yer. Tarihi mekanın da etkisi büyüktü. 
 


 Ücret olarak da öğrenci 2,5TL, tam 5 TL idi. Yolunuz düşerse bir uğrayın.












Sonrasın da ise Deniz Müzesi'ne gittik. Yeni binayı çok güzel yapmışlar. Sitesinde en büyük ve kapsamlı deniz müzesi yazsa da tarihimize dem vuran sergi koleksiyonu az gibi geldi bana. Sadece sandallarımız, deniz armalarımız vardı. Önceki yıllar gittiğimi de yanlış hatırlamıyorsam ki umarım hatırlamıyorumdur, bileniniz varsa düzeltsin beni; savaşlarda deniz gemilerinde kullanılan top mermileri falanda vardı.

Yine bu müzeye de öğrenci girişi ücretsiz, tam: 7,5 TL.
Sonrasında da arkadaşımı beklerken baktım vakit var doğru ver elini Akaretler Füreya Koral Sergisi.




9.1.18

Ernest Hemingway'in Kadınları...





ilk eşi

ikinci eşi


Ara kitap olarak almıştım kitabı.
Geçtiğimiz yıllarda Yaşlı Adam ve Deniz kitabını okumuştum. Ama sorun aklımda hiç bir şey kalmamış. bazı klasik kitapları bence çok erken yaşlarda okumamak gerek.
Sonra önce bu kitabı okuyayım sonra da Hemingway'in kitaplarını seri şekilde okurum dedim.

Nemesis Yayınları seviyorum, çevirileri de iyi oluyor. Hemingway'in Kadınları kitabında her ne kadar kitap hayal ürünüdür desede yazar, aynı zamanda sıkı bir araştırma da yapmış ve öyle anlatmış meşhur çapkın yazarımızın evliliklerini ve hayatını.
Tabi aşka aşık bir adammış Hemingway.
Aynı zamanda savaş muhabirliği de yapıyor ve gittiği şehirde yanında karısı yoksa muhakkak sevgilisi, metresi oluyor. İşin garip yanı bunu kimseden de saklamıyor ve arkadaş toplantılarına metresini de götürebiliyormuş.
Evlendiği ve ayrıldığı dört eşi de öyle sıradan da değiller. İlk eşi hariç diğer üç eşi de savaş muhabiri, gazeteciler. Ama öyle aşık oluyorlar ki Ernest H. her şeyden vazgeçip sadece karısı oluyorlar.

Güzel bir kitaptı sadece keşke dedim fotoğraflar da olaydı kitabın ara ara yerlerinde yada son sayfalarında.
Onun dışında sevdim kitabı.